Pek Yakında filmini izleyen herkes ondan bahsedecek. Ama gelin siz, Cem Yılmaz'ın bu ay vizyona giren yeni filminin kadın başrol oyuncusu Tülin Ozen'i Yekta Kopan'dan dinleyin. (Fotoğraflar: Erbil Balta - Vogue)

Tülin Özen, cesarettir

Semih Kaplanoğlu'nun sinemada şiir yazdığı filmi Süt'ün, hafızalardan silinmeyen açılış sahnesini izleyen herkes hatırlar. Ayaklarından ağaca asılmış bir genç kadının ağzından yılan çıkartılır bu tek planda çekilmiş sahnede. Tülin özen'dir o genç kadın. Tıpkı o açılış gibi, sinema tarihine geçecek bir hikayesi var bu sahnenin. Önce maket yılanlar denenmiş. İstenilen sonuç elde edilememiş. Yapaylık başta yönetmen olmak üzere herkesi rahatsız etmiş. Hatta bir ara Kaplanoğlu bu sahneyi tümüyle iptal etmeyi bile düşünmüş. Ama Tülin Özen, setteki su yılanlarından birini gösterip "Ben şu küçük olanı ağzıma koyabilirim" deyince işin rengi değişmiş. Nasıl yorumlayacağız Tülin Özen'in bu kararını? Sinema aşkı mı, kararlılık mı, cesaret mi? Elbette hepsi. Ama bir yılanı dakikalar boyu ağzında tutmak değil cesaret. Böylesine çarpıcı bir sahnenin, kenara atılmaması için ne yapabileceğini düşünmesi yeterli değil mi? Tülin Özen, cesarettir.

Tülin Özen, rüzgargülüdür

Artvinli bir ailenin kızı Tülin Özen. Bilen bilir, serttir oraların rüzgarı. Alır götürün insanı. Götürdüğü yerde yeşil vardır. Ağaçları adıyla bilen insanların sert coğrafyasıdır. Iskenderun doğumlu Tülin Özen. Vadiyi ayaklarının altına alıp rüzgarın ılığına ruhlarmı bırakan insanların diyarı. Kültürden kültüre köprü kurma klişesine yenik düşmeden, bildikleri bütün dilleri-dinleri bir bedende toplayan özgür ruhların coğrafyası. Rüzgarı, insan kokar. Bornova Anadolu Lisesi mezunu Tülin Özen. İzmir'in rüzgarı denizden eser. Tuzlu bir tadı vardır her nefesin.

İşte o birkaç saniye, temelin dürüstlükle atıldığı bir dostluk oluyor benim için. Hani, bir dostunuzla ne kadar ters düşseniz de, oturup bir bardak demli çay içince geçer gider ya sıkıntılar. Öyle işte. O gün karar veriyorum: Tülin Özen, demli çaydır.

Özgürlük sonradan öğrenilen bir şey değildir İzmirli için. Hücrelere sinmiştir. ITÜ Elektrik ve Yeditepe Tiyatro bölümü ile bir İstanbul öğrencisi Tülin Ozen. Lodosu da bilir, poyrazı da. Kalleşi de bilir adaletliyi de. Yaşadığı bütün coğrafyaların rüzgarını saçlarında taşır. O rüzgarların gücüyle atar adımlarını. Koşar, uçar, bulutlara karışır. Tülin Ozen, rüzgargülüdür.

Tülin Özen, demli çaydır

Kişisel bir hikaye, Tülin Özen ile tanışmamın hikayesi: Televizyonda program yaptığım yıllar. Erden Kıral'ın Vicdan filmi Antalya Altın Portakal Film Festivalinde yarışacak. Öncesinde Erden Kıral, Nurgül Yeşilçay ve Tülin Özen program konuğum olacaklar. Filmi konuşacağız. Her konuğun karşısında heyecanlanırım, o gün de farklı değil. Ama bir basamak yukarıda heyecanım. Oyunculuğuna hayran olduğum Tülin Ozen'le ilk kez tanışacağız. Yayına girmeden yaptığımız ayaküstü sohbette, mahcup bir ifadeyle "Hayalet Gemi çok severek okuduğum bir dergiydi" diyor. Hayalet Gemi, yazarlık yolculuğumun en önemli durağı, beni ben yapan dergi. Ve o güne kadar, hiçbir konuk bu derginin adını anmamış, benimle bu heyecanı paylaşmamış, bana kendimi o kadar özel hissettirmemiş. Elim ayağıma dolanıyor, ne diyeceğimi bilemiyorum. Yayında o şaşkın halim devam ediyor. "Festivalde en iyi kadın oyuncu ödülü gelirse böyle bir ilk size neler hissettirir" gibi gereksiz ve cahilce bir soru çıkıyor ağzımdan. Birkaç saniye düşünüp sonra "Ben zaten Meleğin Düşüşü ile bu ödülü daha önce aldım" diyor, Tülin. Kıpkırmızı oluyorum. O bana benzersiz bir ilgi ve kibarlıkla yaklaşmışken, ben onun ödülünden bile habersiz sunucu konumundayım. Bazen insanı utanmak da kurtarmaz ya, işte öyle bir an. Hiç bozmadan ve uzatmadan başka bir konuya geçiyor. Yayından sonra saatlerce o anı düşünüyorum. Tülin'in cevap vermeden önce duraksadığı birkaç saniyeyi. Bakışları her şeyi anlatıyor; bir yanıyla beni üzmemek istiyor, bir yanıyla da emeğine, ödülüne sahip çıkmak. Sonunda doğru olanı yapıyor. İşte o birkaç saniye, temelin dürüstlükle atıldığı bir dostluk oluyor benim için. Hani, bir dostunuzla ne kadar ters düşseniz de, oturup bir bardak demli çay içince geçer gider ya sıkıntılar. Öyle işte. O gün karar veriyorum: Tülin Özen, demli çaydır.

Tülin Özen, isyandır

Yaşadığı dünyayı insanlık terazisinde tartmasından söz etmiyorum. O zaten olmazsa olmaz. Bütün toplumsal hesaplaşmaların içinde olan bir figür Tülin Ozen. Bunu yüzleşmekten korkmadığı için yapıyor. Sanatçı olduğu için değil, öncelikle insan olduğu için yapıyor. Sokağın sesini biliyor. Altını çizmeye gerek yok. Ama görünürlüğün, parıltının, şöhretin anlık şehvetinin bu kadar köpürtüldüğü bir dünyada, işini sessizce yapabilmenin altı çizilmeli. Sanatın isyankar damarı orada aranmalı. Ezberletilmiş repliklerin değil, içselleştirdiği sessizliklerin kahramanı o. Tülin Özen, isyandır.

Tülin Özen, ağaçtır

Yıllar önce güzeller güzeli Macide Tanır'ı Ağaçlar Ayakta Ölür oyununda izlediğimde, bütün tiyatro oyuncularının birer ağaç olduğunu düşünmüştüm. Zamana karşı koymayı bilen, doğanın parçası olan, kalbi kara insanların bile kolayca yıkamayacağı ağaçlar. Yalnız. Kökü toprakta olsa da özgür. Kararlı. Kimi çınar, kimi karaçam. Kimi servi, kimi zeytin. Dünyanın dört bir yanına dağılmış ağaçlar. Mühendislik eğitimini yarıda bırakıp tiyatro okumaya başlamış olan Tülin Ozen de o ağaçlardan biri işte. Devlet Tiyatroları'ndaki yıllar. Tiyatronun sadece sahnesinde değil kulisinde de ter dökerek geçirilen günler. Ve Berkun Oya'nın o benzersiz Güzel Şeyler Bizim Tarafta oyunundaki unutulmaz ışık. Herkesin üç kuruşluk şöhretin peşinde koştuğu bir dünyada, uzak diyarlardaki bir ağaç olmaya cesaret etmek. Tülin Özen, ağaçtır.

Tülin Özen, sol açıktır

Eğri oturalım doğru konuşalım; Tülin'le futbol konuşmadan futbol muhabbeti yapmış saymayın kendinizi. "Yahu Tülin Özen yazarken, futbolun ne alakası var bre densiz" diyenlere saygıyla hatırlatayım, o her zaman sahanın solunda koşan. Memleketin top toplayıcı çocuğun derdini sırtlanıp forma terleten futbolculara ihtiyacı var. Hal böyleyken, Tülin Özen, sol açıktır.

Tülin Özen, sonbahardır

Karaköy'de çekildi bu fotoğraflar. Şehrin sonbahara merhaba deyip dememekte kararsız olduğu günlerden birinde. Oysa çokkatlı binalar sakilliğinden, bir yerden bir yere gitmek için birdirbir oynayan araç kalabalığından, hayatın öfkesini suratına kazıyan insanların tedirginliğinden bir an sıyrılabilseydi, sıyrılıp da Tülin'e bakabilseydi şu İstanbul şehri, o gün kapısını açardı sonbahara. Bilmiyorsan benden öğren ey Istanbul; Tülin Özen, sonbahardır.

Tülin Özen, kahkahadır

Yazıyı bu noktasına kadar okuyanların ruhuna sinen romantizm saklı kalmak kaydıyla itiraf ediyorum. Tülin Özen, tanıyabileceğiniz en komik insanlardan biridir. İnanmayan Cem Yılmaz'ın son filmini izlesin hemen. Pek Yakında siz de öğreneceksiniz, komik olmak için sulu olmaya gerek olmadığını. Mizah, zeka işidir hanımefendiler beyefendiler. O yüzden rahatlıkla söyleyebilirim ki, Tülin Ozen, kahkahadır.

Tülin Özen, aşktır

Bırakın artık şu satırları okumayı. Gözlerinizi, bir ağacı, bir rüzgargülünü, bir bardak demli çayı anlatmaya çalışan bu yazıdan uzaklaştım. Kelimelerin, duyguları hapsetmeye çalışan tahakkümünden kaçın. İyi insanların suretleri karşısında çaresiz kalan cümlelere dur deyin. Fotoğraflara bakın. Tülin Özen'in gözlerine bakın. Bir daha, bir daha, bir daha. İşte o zaman, kendi kendinize şunu mırıldandığınızı fark edeceksiniz: Tülin Özen, aşktır.