"Eğlenceli evlilik için çok mesai harcamak lazım"

Yeni filmi “Karnaval” 27 Eylül’de vizyona girecek olan Tülin Özen, Ekşi Sözlük yazarlarının kendisiyle evlenmek istediğini duyunca “Daha hiç teklif gelmedi” diyor: “Çok eğlenceli bir evliliğim olsun istiyorum. Olanını görmedim galiba. Eğlenceli evlilik olur da çok mesai harcamak lazım onun için”

Genç yönetmen Can Kılcıoğlu’nun 27 Eylül’de gösterime girecek ilk filmi “Karnaval”da Serdar Orçin’le birlikte oynuyor Tülin Özen. Özen film hakkında, sektör hakkında, çalıştığı yönetmenler, oynadığı filmler hakkında konuşurken çok rahat. Kendini anlatmayı sevmiyor. Söylediği gibi, dinlemeyi seviyor. Sakin, doğal, huzurlu bir genç kadın... Sorgulayıcı, evet, sık sık soruya soruyla cevap veriyor, karşısındakini şaşırtıyor. Ama “gıcık” hiç değil.

Asu Maro Milliyet Sanat dergisinin eylül sayısı için Tülin Özen’le konuştu...

Ekşi Sözlük’te sizin için “Kadında zekanın ruj, topuk, dekolte üçlüsünden daha etkili olduğunun kanıtıdır” denmiş.

Gerçekten mi? Görmedim onu. Şimdi ona ruj, dekolte ve topukluyu da eklersem tamam.

Çok güzel buluyorlar sizi genelde... Ekşi Sözlük yazarlarının evlenmek istediği kız diyorlar...

Hiçbiri de gelip teklif etmedi şimdiye kadar. Evlenecek kız olmam tabii soru işareti.

“Daha pembe bir iş, bir yol hikayesi”

Ama Ekşi Sözlük yazarlarının evleneceği kız...

Doğru söylüyorsun, hâlâ eğlenilecek bir tarafım var yani.

Hangisini tercih ediyorsunuz?

İkisini de çok istiyorum. Çok eğlenceli bir evliliğim olsun istiyorum.

Var mıdır öyle bir şey acaba?

Olanını görmedim galiba. Çok ender, çok özel evlilikler var ama. Eğlenceli evlilik olur da çok mesai harcamak lazım onun için herhalde. Sürekli çaba harcamak, diyalogda olmak, her an mutluluğu hedeflemek, öyle bir şey gerekiyor.

“Karnaval”ın yönetmeni Can Kılcıoğlu’yla tanışır mıydınız, nasıl başladı bu hikaye?

Ben yönetmenin ablasını tanıyorum. Doğa Kılcıoğlu, yapımcısı aynı zamanda filmin. Biz Doğa’yla “Süt”te tanışmıştık.

Bu filme nasıl katıldınız, nesi çekti sizi hikayenin?

Senaryo bir kere şu ana kadar oynadığım senaryolardan çok farklıydı. Daha az kasvetli, daha pembe bir iş. Yol hikayesi gibi bir hissi var, arabada geçiyor zaten. Can çok tatlı bir adam. Çok heyecanlı, çok umutlu biri ve öyle bir film çekmek istedi.

Neden Alis gibi bir adamı anlatmak istemiş?

Kendisi gibi olduğunu düşündüğü yerler var ama bence öyle değil, belki bir-iki küçük an vardır, onun hayatında olan. Ama genel olarak o 30’lu yaşlarına gelip de hâlâ kendi hayatını kuramamış bir adam olması, etrafımızda çok gördüğümüz, anlatmak istediğimiz bir şey. “Hâlâ ergenlikte mi kaldım, adam olamadım mı?” sorusunu yaşayan bir adam. Karşısındaki kız da bence aynı durumda, benim oynadığım karakter.

“Artvinliyim, inatçıyım, zoru severim ben...”

“Bugüne kadar kendim için ne yaptım?” sorgulamasını siz de yapmış mısınızdır hayatta?

Yaptım, ara ara, gene yapıyorum da. Ama bir şey oluyor, bir şeyi başarmış gibi hissediyorsun, o erteleniyor. Öyle öyle gidiyor hayat galiba.

Sizin aile hep mühendis.

Sizin de elektrik mühendisliğiyle başlıyor serüveniniz... Evet, mesela benim herhalde bu sorgulamaya düştüğümde en net yanıt verdiğim, “yapılabiliyor” dediğim anlardan biri, oyunculukta karar kılmak ve oraya geçmek.

“Meleğin Düşüşü” ilk filminiz, çok mu zordu?

Çok zordu. Hiçbir şey bilmiyordum o zaman, kamera, ışık, kamera karşısında hareket etmek. Ve yönetmen bütün bunların hesabını milimetrik soran bir adam. “Niye o kaş o kadar kalktı?” diye sana sanki ağlaman gereken yerde gülmüşsün gibi fazla tepki verebilen biri.

Diyelim ki dünyasını çok beğendiğiniz bir yönetmen var ama canınıza okunacak sette. Çalışır mısınız?

Çalışırım. Artvinliyim ben, inatçıyım, zoru severim.

“Cool değilim, gıcıklık işte o”

Sizin komedi tarafınızı kim keşfetti?

Erdal Tosun. “Üsküdar’a Gider İken’ diye bir iş yapıyoruz” dedi, orada ben ilk kez komedi oynadım.

İlk filminiz “Meleğin Düşüşü”yle Altın Portakal almak, bir şey değiştirdi mi hayatınızda?

Ben o kadar şuursuzdum ki, benim için Antalya diye bir şey yoktu o filmi çekerken. Sonrasında okuluma geri döndüm, Devlet Tiyatrosu’nda provadaydım, “Film Altın Portakal’a katılıyor” dendi. İyi, gidip izlemedim çünkü provalarım vardı ve izin alamazdım diye düşünüyordum. Oysa verirlermiş, o kadar bilmiyorum ki neyin ne olduğunu. Sonrasında bana “Gelmeniz gerek” dendi, “Gelemem, provalarım var” dedim, “Ödül vereceğiz” dediler sonunda. Provadan çıktım, sırt çantamda elbisem vardı, ertesi gün provaya döndüm, sırt çantamda bir de ödül vardı. Törende fotoğrafçılarla kavga ettim. Kavga değil de, ödülü aldım ve yanımda Olgun (Şimşek) var, bana “Öpün ödülü” diye bağırdı fotoğrafçılar, “Niye öpeyim?” dedim. Onu öyle yaşıyor olsam türlü türlü şey yaparım değil mi? “Hiç mi sevinmedin?” filan diye bağırdılar bana. Sevinmenin de tek bir şekli varmış, o ödüle sarılıp o fotoğrafı vermekmiş.

Sizin tabii “cool” bir haliniz var ya...

“Gıcık” işte o.

Gıcık mı buluyorsunuz kendinizi?

Böyle şeylerde zorlanınca cevap vermekte, zorluyor muyum karşımdakini diye korkuyorum. n

“Şartlar böyle olacaksa iyi dizi olmasın”

Şu anda bir sitcom’da oynuyorsunuz, “Aldırma Gönül”. Bu zaman açısından rahatlatan bir şey değil mi?

Evet ilk defa bu kadar rahat çalışıyorum.

Sitcom özel olarak tercih ettiğiniz bir şey miydi?

Yok, sitcom olsun, haftanın üç günü bana kalsın diye bir şeyim yok. Şu ana kadar oynadığım hiçbir dizi için ayırdığım zamanla ilgili bir sıkıntı duymadım. Zaten sadece zaman, para gibi bir hesapla yapmıyorum diziyi. Başka bir şey arıyorum, bir şekilde projeyi seçiyorum, birlikte oynayacağım insanları seviyorum, yapım şirketini tercih ediyorum.

Diziler özellikle uzunluk açısından o kadar zorluyor ki çalışanları, dizi denince insanlar isyan ediyor...

Tabii ki, 90 dakikalık bir komedide ne kadar iyi iş yapabilirsiniz ki? Bu şartlar altında yine düzgün bir iş yapmaya çalışıyor herkes. Ama çok iyi bir iş yapmana imkan yok. Ben zaten şartlar böyle olacaksa iyi dizi olmasın diye düşünüyorum. İyi olmasın ve şartlar düzelince iyi olsun.

Özen’in röportajının tamamını Milliyet Sanat dergisinin eylül sayısında okuyabilirsiniz.