"Altın Portakal kendi kendini yok eden bir ödül"

Tülin Özen, 2004 yılında “Meleğin Düşüşü” ile En İyi Kadın Oyuncu dalında Altın Portakal kazanarak tüm dikkatleri üzerine toplamıştı. ATV ekranlarında yayınlanmaya başlanan “Aldırma Gönül”de “Gönül” karakteri olarak izlediğimiz Özen, kendisiyle ilgili merak edilen her şeyi Aktüel’e anlattı.

İstanbul Teknik Üniversitesi'nde mühendislik eğitimi alırken oyunculuk yapmaya karar vererek, okuduğunuz bölümü bırakmış ve Yeditepe Üniversitesi'nde oyunculuk üzerine öğreniminizi tamamlamışsınız. Bu kararı nasıl verdiniz?

Benim bütün ailem mühendis, benim için de lise yıllarında fen dersleri çok daha kolaydı çünkü ezber yapmayı çok seven bir insan değildim. Eğitim sürecinizde özellikle Türkiye'de çok da rahat karar veremeyebiliyorsunuz okumak istediğiniz bölüme. Ortaokul-lise yıllarından itibaren tiyatro yapan bir insandım. Yüksek öğrenim zamanı İTÜ'yü kazanarak mühendislik eğitimi almaya başladım. O dönemde de, üniversitenin tiyatro ekibine katılmıştım. Sonrasında tamamen oyunculuk yapmaya karar verdim.

Bu kararı verdiğiniz dönemlerde zorlandığınız durumlar oldu mu?

Evet, zorlandım çünkü aileme anlatmam gerekiyordu… Ne olacağın belli değil, ne yapabileceğin belli değil...

Peki, ailenizde hiç oyunculuk yapan yok muydu?

Kuzenlerim var… Onun dışında ailemde hiç sanatçı yoktu. Oyuncu olmak istiyorum dediğimde de şaşırdılar, çünkü öyle evde şarkılar söyleyen, taklitler yapan bir çocuk olmadım hiçbir zaman. Ketum bir yaradılışım vardı.

Kökenleriniz Artvin'e dayanıyormuş.

Evet. Orada yaşamadım ama çok sık gidip gelirim.

En çok hangi özelliklerini almışsınız o coğrafyanın?

Hareketlerim çok benziyor, çok hızlı hareket ederim, aceleciyim. Onun dışında esprili bir ailem vardır. Orası daha dağ tarafında olduğu için ilk aklınıza gelen Karadeniz gibi değildir. Bizimkiler denizi ilk 18 yaşında görmüşler. Müziklerde akordeon çalınır, danslar farklıdır.

Size baktığımızda karşımızdaki kadın bizde "Bir Tülin var, Tülin'den içeri" gibi bir his uyandırıyor…

Normalde ketumumdur evet, zamana ihtiyacım olur insanlarla kaynaşmak için. Canlandırdığım karakterden çıkmam da zaman alır.

"Asi bir çocuktum"

Analitik kafalı bir kadın olmanın bir etkisi var mı bunda? Çünkü genellikle oyuncular daha dışa dönük veya duygularını coşkulu yaşayan insanlar olarak bilinir.

Bence mesleğe göre fark etmiyor… Benim çevremde çok laubali fenciler de var.

Daha mantıklı ve bilimsel bir tarzınız var galiba hayata karşı, öyle değil mi?

Galiba öyleyim… Daha sıkıcıyım diyebilirim aslında.

Bu yaklaşımınızı abarttığınız oluyor mu?

Düşünmedim ama bazı yerlerde, belli bir süreden sonra sıkıcı olurum. Toplu eğlencelerden ziyade birebir görüşmeleri daha çok tercih ederim.

İkili ilişkilerde de mi analitik bir kadınsınız?

Duruma göre değişir. Bazı insanlar ikili ilişkilerini analitik yaşar. Benim dönemlerim oluyor, yoruluyorum, sakin geçiriyorum, bazen de saçmalıyorum.

Asi bir çocuk muydunuz?

Evet, asiydim denilebilir. Ailemi uğraştırdığım durumlarım olmuştur.

Erkek gibiydiniz galiba?

Bizim ailede öyle. Kuşaklarca, anneler erkekleri olmadan çocuklarına bakmış dolayısıyla o damarımız güçlüdür. Hatta ben onların içinde jenerasyonun en yumuşak karakterli olanıyım.

Kardeşiniz var mı?

Evet kendimden altı yaş küçük bir erkek kardeşim var.

"Filmin bir cümlesi olmalı"

Diziden daha fazla sinema filminde rol aldığınızı görüyoruz. Bu bilinçli bir tercih mi?

Bilinçli bir tercih değil. Birçok sinema filmi projesine hayır dediğim de oldu.

Peki kabul ettiğiniz projelere hangi özelliklerinden ötürü olumlu yanıt verdiniz?

Filmin bir cümlesi oluyor genelde… Ona göre kararımı veriyorum ki, bence o cümleyi söyleyen film önemlidir. Onun dışında bazı prodüksiyonlarda zaman problemi olduğu için yer almamışımdır.

Semih Kaplanoğlu ile birkaç kez çalıştınız. Bunun nedeni setinde rahat ettiğiniz bir yönetmen olması mı?

Hiç rahat ettiğim bir insan değil, hatta setinde çok zorlanırım. İlk onunla çalıştım. Ama cümleleriyle bir dünya kurabileceğini çok iyi bilirim. Kendisinin reji asistanlığını da yaptım, ancak oyuncu-yönetmen olarak zor geçinen iki kişiyiz.

"Daha çok eyleme geçmeyi severim"

Tatminkâr bir oyuncu musunuz? Çok genç yaşta Altın Portakal kazandınız…

Bazen evet bazen hayır… Yani gelip giden şeyler bunlar. Çok şanslı olduğum yerler de var. Altın Portakal'la başlamak parlak bir şeymiş gibi görünüyor, ancak diğer taraftan benim bu ödülü kazandığımı bilmeyen bir sürü insan var. Kendi kendini yok eden bir ödül. Tiyatro ve sinemada çalışmak tatmin eder ama onların iyisini de bulmakta zorlanabiliyor insan.

Az mı konuşursunuz siz?

Evet… Daha çok eyleme geçmeyi severim. Ancak en çok düşünürüm. Bu durum, eyleme geçme halinden de fazladır. Çok da az konuşmuyorum aslında…

Bu çok "az konuşmadığınız zaman dilimi" hangi anlar?

Gece 10'dan sonra ailemin yanında cıvıttığım anlar… Elbette ki ciğerimi biliyorlar… Hâlâ kardeşimle debeleniriz, tahmin edemeyeceğin şekilde oyun oynayabiliriz. Birkaç sene önce cam kırdık. Annem aşağıdakilere pencereden "çocuklar kırdı kusura bakmayın" diye açıklama yapmak zorunda kaldı.

Neden aldırma gönül?

"Aldırma Gönül" de yanlışlıkla evini yakarak kızının yanına taşınan bir babanın çocuğunu canlandırıyorsunuz. Gerçek hayatta babanız nasıl bir adamdır?

Çok duygusaldır, çok sevgi doludur. Cins bir babam vardır… Kendine has bir adamdır yani.

Bu diziyi kabul etmenizin nedeni nedir?

Gönül'ün tuhaflığını seviyorum. Kontrolü kurmasına rağmen, bazen ortalığın dağılmasına izin veriyor ve bunu nasıl toplayacağını da biliyor. Ekiptekileri yeni tanıyorum ve herkesi çok sevdim. Evet dememin en büyük nedenlerinden biri bu.

Neslihan PERKER